14 Haziran 2009 Pazar

pisa ve sagra

yine çok güzel yollardan geçerek floransa'ya ulaştım. bu resimde bu bölgenin bir özeti var. buğday, zeytin, selvi, ıhlamur ve çiftlikevi. buna ek olarak her tepede önce kilisesinin çan kulesini gördüğün kasabalar var. yolda taze mantar aldım. akşam floransa'da kaldığım hostel'de bu mantarla makarna pişirip yedim. yanında da güzel bir chianti şarap. toskana şaraplarıyla ilgili öğrendiklerimi anlatayım. esas şarap türü chianti classico. bunun amblemi siyah horoz. sangiovese üzümlerinden yapılıyor. aynı köyün kuzeye bakan yamacında yetişen üzümlerle güneye bakan yamacında yetişen üzümler arasında bile fark olduğu için, binlerce toskana şarabı var. bi de buna her yılın ürününün farklı oluşunu eklerseniz olay içinden çıkılmaz bir hal alıyor. bu konuya kafayı takmadan önüme fırsat çıktıkça şarap tatmayı ihmal etmeden yol alıyorum.









toskana'ya kanat açmadan önce şöyle bir floransa'nın kuzeyi ve batısına uzanıyım dedim.
floransa'nın kuzey batısında apuane ve alpi apuane diye dağlar var. dağ yolları hem güzel manzaralı hem de kıvrım kıvrım olduğu için motorsikletçiler için çok tercih edilen bir rota. anladığım kadarıyla arkadaşlar bir araya gelip çok havalı kıyafetlerini giyip çok havalı motorlarına binip günübirlik geziyorlar. bazen 10-15 kişilik gruplar oluyorlar, ama daha çok 3-4 kişiler. birkaç dağ köyünü aştıktan sonra dağlar iyice başlıyor. yol cidden çok güzel ve manzara korkutucu bile diyebilirm. bol bol tünel var. tünellerin iç duvarlarını sıvayla kapatmamışlar. o yüzden mağaraların içinden geçiyor gibi hissediyor insan. çok etkileyici. şu aşağıdaki resimdeki köyün arkasındaki dağlar işte:

dağdan inip massa’ya vardım. Ordan pisa kulesine dönmeden hafif bi kuzeye çıkıp mermer çıkarılan dağlara bakmaya gittim. Carrara. Sanki dağların tepesinde kar varmış gibi görünüyor ama mermer aslında. Görmeye değer. Saat geç olmaya başladı. Bi an önce pisa’ya, kuleye ulaşmaya çalışıyorum. Şehre girer girmez kuleyi buluyorum neyse ki. Kule sadece kuleden ibaret değilmiş. Çimenlik bir alanın ortasında çok güzel romanesk bir kilise de var. Arkasında kule. Tuvalete bile para aldıkları turist kapanı. Ama çok güzel. Pisa’dan hemen Buti diye ufak bir kasabaya yollanıyorum. Artık hava kararmak üzere. Burada “sagra” diye bir olay var. Köylerde veya kasabalarda gerçekleşen şenlikler. Birkaç gün ve gece sürüyor. Bir yerde okumuştum, eğer bunları yakalarsan, yerel yemekleri deneme şansın oluyor diye. Aynı yazıda hafta sonları gitmeyin de diyordu. Bi de bazı sagralar zamanla civarda ün kazanıyormuş, bunlara her yerden insanlar akın ediyormuş. O yüzden de çok kalabalık oluyormuş. Benim bulduğum sagranın ana yemeği “sombrero” dedikleri bir taze makarna. Daha çok ravyoli gibi, içini dolduruyorlar. Şekli yuvarlak, o yüzden sombrero demişler. Tahminimden daha az kaybolarak Buti’yi buluyorum. Ama tam da yazının dediği gibi inanılmaz yemek kuyrukları, tam kasaba işi, üstü öndülin kaplı koca bir yemekhanede, florasanla aydınlanmak şartıyla, herhalde müzik kariyerini sagralara borçlu bir çftin yaptığı canlı müziği dinleyerek ve bu müziğe dans edenleri izleyerek, geceye kaldığıma lanet ederek ,bana ulaşana kadar buz gibi olmuş sombrerolarımı yedikten sonra acilen yola koyuluyorum. Hava soğuk ve karanlık. Sürekli kayboluyorum. Donuyorum. Bana kesinlikle yasak olan otoyola girip gaza basıyorum. Donmak ya da kaybolmak. Donmayı seçiyorum. Neyse yakalanmadan Floransa’ya varıyorum. Bi daha sagra diyeni dövsünler!




2 yorum:

naked in the rain dedi ki...

e nerelerdesin? uzun zaman oldu, haber yok... oturduğum yerden böyle güzel dolaşmak harikaydı!!

çimspot dedi ki...

aylin'im,
senden haber çıkmayınca merak ediyorum zira en son Karadenizde zirveye tırmanacağını önemsiz bir detay olarak sadece aşçıya bildirmiştin:)
o yüzden hemen 'iyiyim' yaz, sonra detaya girersin.
Bu arada tanımadığın ama blog takibi yapan insanlar da var ona göre...