12 Haziran 2009 Cuma

motor kullanmanin zevki






pesaro'yla ilgili iki sey soylemeyi unuttum. birincisi elif safak'in romani bitti. yanimda bir gram dahi gereksiz sey tasimak istemedigim icin postaneye gidip istanbul'ayollamak istedim ama kitabi tekrar alacak kadar para istediler. o yuzden son bir fotografini cekip ona bol heykelli bir meydan havuzu basinda veda ettim.

yine pesaro'da bir park bankina uzanmis dinlenirken burnuma lavanta kokusu calindi. bi de baktim ki parkin heykeli lavanta ile cevrili. rengi bizim lavantadan daha doygun. kesin bir mor. kokusu inanilmaz kuvvetli. biraz topladim ve cantamin bir gozune attim. gunlerdir buram buram kokuyor. karsilastigim ilk yerde bol bol topliycam.

ilk kez urbino'da karsilastigim piaggo'nun kamyonetinden bahsetmek istiyorum.motorsikletin kamyonet olmuş halini dusunun. onde nerdeyse tek kisilik kapali bir bolum var ama buraya iki kisi sikisabildigi gibi bazen cok iri adamlar da kullanabiliyor. goruntuleri cok komik oluyor, konserve kutusuna sigismis gibi. onlerini gorebilmek icin hafifkamburlasip boyunlarini egmeleri gerekiyor. arkasinda ufacik bir yuk tasima bolumu var. kucuk olmasi hem park sorununu cozuyor hem de kasabalarin ciddi dar sokaklarinda manevra yapmayi cok kolaylastiriyor. bu yuzden her iste kullaniliyorlar. gubre, cimento, demir, odun, tahta akliniza ne gelirse tasidiklarini gordum.
urbino-arezzo yolunu anlatacaktim. evet ilk durak urbanio. yabancilarin "sleepy town" diye tabir ettigi yerlerden. kilise, dar sokaklar, pancurlu evler, sardunyalar her kasabada oldugu gibi burda da var. kilise meydaninda yaslilar banklara oturmus muhabbet ediyor. yerli halk alisveriste.. hersey sakin. bunun ne kadar buyuk bir nimet oldugunu ilerde anliycam!
toskana'ya yaklastikca manzara guzellesiyor. ciftlik evleri ve cevrelerinde uzum baglari, zeytin agaclari, selviler DEGİL, bugday tarlalari.
uzum baglari icin daha beklemem lazim. cok fazla ihlamur agaci var. yanlarindan gecerken ciceklerin kokusunu duyabiliyorum. ayni sey yasemin için gecerli. buram buram kokuyorlar. ohh nasil guzel o kokuyu icine cekmek.
piano kelimesini piano piano bacaksiz'dan hepimiz biliriz. yavas demek, di mi? gelincik tarlalarina baka baka, hayallere dalmis bir sekilde bir kasabaya giriyorum. girisinde piano yaziyor. yerlesim yerine giriyoruz, yavas gidin diyor herhalde diye dusunuyorum. bir sure sonra bu fikir garip geliyor bana. normalde hizini kaca dusurmen gerektigini yaziyor cunku yerlesim yeri girislerinde. durup bi haritaya bakiyorum ki gitmek istedigim yerle hic alakasi olmayan Piano diye bir kasabadayim! hadi bas geri. yari yolda bir dag yolu buluyorum. butun yol boyunca benden baska kimse gecmiyor o yoldan. harika.

hedefim mercatello sul metauro diye bir koye yakin bir yerdeki bir ciftlikevi: agriturismo la grotta dei folletti. yemege duskun olanlar bilir, jamie oliver diye genc bi ingiliz oglan var. dunyanin en meshur ahcilari arasinda. onun tavsiyesi bir yer burasi ve menulerini okumak bile insanin agzini sulandiriyor.bulmam baya vakit aliyor, klasik dalginliklarim yuzunden. buldugumda cok guleryuzlu bir adam karsiliyor beni, su anda insaat halinde olduklarini, yani bana yemek veremiycegini ama bir kadeh sarap ikram edebilecegini soyluyor. iceriyi gezerken jamie'nin hayrani oldugumu soyluyorum. o da "hem hayraniyim hem arkadasim" diye cevap veriyor. tam bu anda duvarda jamie'nin de icinde oldugu fotograflari goruyorum. bu firsati kacirmis olarak yola cikarken adam bana bahceden kopardigi gulu teselli olarak uzatiyor. yolda bir yerlerde, yine kaybolmusken ve geri geri motoru iterken gulu dusurdum. beni affetsin artik.

evet, hic burdaki kadar motor itmemistim.genellikle nedeni girilmez yola girme istegim oluyor. hemen hemen butun yollar tek yon. buna ek olarak herhangi bir duzen yok. yani bu sokaga giremezsem bir sonrakinden girerim diye bir sey yok, kendini sehrin surlarinin disinda buluveriyorsun. ondan sonra hadi bastan! bir turk olarak normalde ters yone girmekte hicbir sakinca gormem tabi. biz boyle gorduk, ama buralarda gozum yemiyor. gidecegim yer 20m ilerde, goruyorum ama ulasamiyorum.. ben de iniyorum motordan, basliyorum itmeye. bunu gunde en az iki kere yapiyorum.

yola donecek olursak, ilk dagimi asmak uzereyim. yol kivrila kivrila yukseliyor. asfaltin kalitesi inanilmaz iyi. her viraja, ne yone donuyorsan ve ne kadar sert bir donusse, ona orantili olarak egim verilmis. yani donmek istedigin yone ufacik bir bakis atiyorsun, hooop donuyorsun.. bana muhendislik harikası gibi gelen bu durum herhalde avrupa icin standart? konu yollara gelmisken.. turkiye'de uzun yol yaparken kilometreleri sayiyordum ve cok yoruluyordum. burda hic oyle hissetmiyorum. allahin isi!
arezzo'ya varamadan kesicem galiba. lafi cok uzattim.




Hiç yorum yok: