20 Haziran 2010 Pazar
bihaber
büyük nehirler büyük ovalar
Anayoldan ayrılıp güney köyüne vardım ilk önce. Köy, çok dik bir yamaca kurulmuş. Bina mimarisine bakmazsan kendini İtalya'da zannedebilirsin. Konumlama o derece benziyor ve tek benzerlik olarak kalıyor. Köyü geçip toprak yolda Menderes nehrine çıkana kadar ilerledim. Etraf baya bi ıssızlaştı, doğru yolda mıyım sorgulamaları başladı. Tam o anda da baraja ulaştım. Yol öyle bir yol ki, sanki baraj inşaatı sırasında açılmış ve bir daha hiç kullanılmamış. Yol beni barajın üstüne çıkardı. Artık kaybolduğumdan eminim ama köprünün karşısında bir adam gördüm ve yasak filan olabilir ama adama yol sormam lazım diyerek karşıya geçtim. Adam beni durdurup imzalamam için bir kağıt uzattı! Ben kağıdı gözucuyla okurken doğru yolda olup olmadığımı sordum. Doğru yoldaymışım. Kağıtta bu bölgede dolaşmak tehlikelidir, risklerin farkındayım gibi bir şey yazıyordu. İmzalayıp geçtim. Yine ssız bir toprak yol. ne şelaleymiş ya, sessizliğin ortasında, kuç uçmaz kervan geçmez bir yerde filan derken, yol bitti ve bir değnekçi beni durdurdu. Yolda hiç araba görmemiş olmama rağmen, bu şelalenin bir otoparkı vardı ve tıklım tıklım doluydu, gözlerime inanamadım. O anda o gününün piknik günü pazar olduğunu anladım. Şelaledeki manzara, tahminlerimin tam tersine oldukça hareketliydi. Voleybol oynayan kızlar, yemek yiyen piknikçiler, şelaleye girip çıkan gençler.. Ben de onlara katılıp alabalık yedim ve yola devam ettim. Büyük Menderes vadisi gerçekten çok verimli. Nehrin iki yakasında da nehir boyunca epey geniş bir düzlük alan var (biz buna ova diyoruz galiba) ve tarlalarla dolu. Çok miktarda zeytin fidanı ilgimi çekti. Daha sonra zeytinin bu aralar diğer ürünlere göre daha fazla para ettiği, çiftçinin genelde buğdayı veya sebzeleri bırakıp zeytine döndüğünü söylediler. Ne olursa olsun, belli ki İç Ege zengin bir bölge. Gezi belgesellerinde söylendiği gibi, "bir sonraki durağımız" Buldan. Buldan bezi hangisi tam anlamasam da üç kuruşa bol bol peştemal aldım. Bir de Buldan simidi yedim. Hava kararmak üzereyken Pamukkale'ye vardım. Bir pansiyona girdim. Odada küvetine kaplıca suyu doldurabiliyorsun. Aynen öyle yapıp yol yorgunluğunu attım ve güzel bir uyku çektim.
hayat sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir
Her şeyi yola çıkmadan planlamıştım. İstanbul'dan Muğla'ya İç Ege'den inecektim. Gökova Bisiklet Turunun başlamasına 4 gün vardı. Emektar cipime kamp malzemelerimi ve bisikletimi yükledim. İlk gün hedef, Aydın’da konaklama ve arada Bintepe Tümülüsleri, Sardis antik şehri, Kula ve Güven şelalesini görmekti.
Fakat hiçbiri olmadı.
Bursa’dan çıkar çıkmaz yine çok güzel manzaralar vardı. Önce yol bir süre Ulubat gölüne paralel gidiyor, sonra Karacabey. Karacabey soğanıyla ünlü sanırım. Yol kenarları soğan satıcılarıyla dolu. Taze-kuru soğan alıyorum, topraktan yeni çıkmış soğan mı demeli.. Karacabey’de koca bir hara var, içinde bir sürü at. Türk Jokey Klubünün pansiyon harasıymış. Kedi pansiyonu gibi herhalde, sahipleri tatile çıkınca mı bırakılıyorlar oraya acaba? Yol kenarı tatlı tatlı yükselip alçalan tarlalarla dolu. Tepecikler birbirlerinin güneşlerine engel olmuyor ve belli ki çok verimli topraklar. Bazı tepelerin üst kısımlarında çam ormanları var. Görebildiğin diğer tek şey kavaklarla ya da başka ağaçlarla bölünmüş tarlalar. Başaklar büyümüş, yeşil yeşil, bir kısmı tam püsküllenmiş, bazıları o yolda. Taşköy diye bir yerde bir gölün üstünden geçtim. Haritada yok. Sonra bir dağa çıktım. Yine her yerde tarlalar var ama dağın vadileri de işin içinde bu sefer. Vadi diplerinde küçük köyler. Tepelerde yine çam ormanları. Daha iyisi can sağlığı. Tek sorun arada bir yağmur yağması ve havanın genelde bulutlu olması.
Balıkesir’e vardığımda saat 6 filan. Artık Akhisar’da konaklamaya çalışacağım kesin. Nasıl bir yerde kalmalı? Güzel manzaralı, o kesin. Güvenli olursa gayet iyi. Akhisar’a 50 km kala, Saklı Vadi diye bir yol kenarı lokantasından geçtim. Olur mu burası derken epey gittim ama geri dönüp bi bakmaya karar verdim. Lokantanın ön bahçesi gerçekten kanyonumsu bir vadinin tepesinde, uçurumun tam yanında. Karşıda kanyon duvarında zamanında insanlar tarafından kullanılmış birkaç insan yapımı mağara var. Vadinin dibinden dere akıyor, yanımda bir fıstık ağaçı. Çay içip keyif yaptım. Bi de taze dağ çileği suyu. Evet burada kalmalıyım. Hesabı ödemeye gittiğimde yaşlı bir adam gördüm. Buranın sahibi gibi duruyordu. Golden Retriever köpeği ve maymunu Güllü’yle oturuyordu. Köpeği sevip evcil hayvan muhabbeti yaptım adamla, közlenmiş acı biber salçalarından aldım. Sonra burada kalabilir miyim diye sordum. Tabi dedi, burası güvenlidir. Arabaya gidip perdelerimi astım ve yatak odamı hazırladım. Şimdi çok tok olmama rağmen buranın köy yumurtasını sahanda kırılmış şekilde yiyorum. Birazdan da yatarım. Yarın hava güzel olacakmış. Yarın yemek yok. Sadece su.