3 Ağustos 2010 Salı

gökova bisiklet turu

19-23 mayıs
Sabah dağılan difransiyelin yenisini İstanbul'daki ustama sipariş verdim ve arabamı Yalıkavak'ta bırakıp büyük bir tesadüf eseri Gökova Bisiklet Turuna katılmak üzere arabasıyla Bodrum'dan hareket edecek olan biriyle buluşup bisiklet turuna katılmak üzere yola çıktım. Daha difransiyel bulunacak ve kargoya konacak ve Yalıkavak'a varınca monte edilecek. Başında beklemenin bir anlamı yok. İşte bu şekilde Enis bey’le öğleden önce Muğla’ya vardık. Enis bey eskiden Türkiye bisiklet milli takımındaymış. Şimdi gayet ehl-i keyif bir bisikletçi. Muğla’da ekiple buluşup öğle yemeği yedik. Benim kaskım ve eldivenlerim İstanbul’daki evde portmantoya asılı kalmış olduklarından kendime kask almak durumunda kaldım. Aşağı yukarı 130 bisikletçi Akyaka’ya doğru yola çıktık. 32 km’lik “kısa” bir sürüşle Akyaka’ya varıp ilk kampımızı kurduk. Yolda çok üşüdüm. Önümüzdeki günler yağmur veriyor arada bir. Benim yanımda ne rüzgalık ne de yağmurluk var. Geçen sene 8-11 Ekim’de aynı turu yapmıştım ve hava çok sıcaktı. Halbuki 19 Mayıs’ta hiç de öyle değildi. Akyaka’daki dükkanlara üstüme bir şeyler almaya indim. Yazlık yer tabi, sadece mayo ve havlu satılıyor. Hiç aradığım gibi şeyler yok. Son dükkandan çıkarken kapısına bir minibüs park etti; içi kıyafet dolu. İşte orada haşemamla karşılaştım. Satıcı/minibüs şöförü en iyi seçeneğin haşema olduğuna ikna etti beni. Ne su geçirir ne de rüzgar dedi; hem de çok çabuk kurur. Bisikletçi olduğum için bana spor modeli önerdiler. Kendisi pembe, kollarında Adidas gibi beyaz şeritler var, 3 değil, 2 şerit ama yine de aralarında “Adidas haşema” diye hitab ediliyor. Renkte seçeneğim yoktu, olsaydı sanırım daha mütevazi olsun diye siyah alırdım. 4 parçadan oluşuyor. Pantolon (fermuarlı cepleri var, gayet pratik, beni yağmurlardan korudu ve geceleri ısıttı), üst parça (önden fermuarlı, ince bel kesim, çok şık), pelerin (kıyafetin en önemli parçası, yağmur altında bisiklete binerken ensenden sırtına yağmurun inmesini engelliyor) ve bone (bu parçaya tam aklım ermedi. Pelerinin şapkası zaten var, neden bi de bone eklenmiş bilemiyorum)
İkinci günün etabı, Akyaka-Ören’di. 50km. Hava güzeldi. Öğlen yemeğinde Akbük’te durduk ve senenin ilk denizine girdim. Hem de buraların en güzel koyunda.
Üçüncü günün etabı, Ören-Bodrum’du. 90Km ve en dik yokuşların olduğu gün. O kadar çok yağmur yağdı ki! Bir ara nohut büyüklüğünde dolu bile yağdı. Haşemama rağmen bazı yerlerde kaytarıp kamyonete bindim. Gece Gümbet’te kaldık. Dördüncü gün Bodrum’da feribotla Datça’ya geçtik. Biraz yağmur yağdı, ama bir önceki günle kıyas kabul etmez. 32km. Gece Marmaris Aktur’da kamp yaptıldı ama ben yine kaytarıp Datça’da bir otelde teknik destek ekibinden arkadaşlarımla kaldım. Son gün hedef Marmaris’ti. 49km. Hava ve manzaralar şahaneydi. Marmaris’te ekipten ayrılıp kendimi bisikletim ve eşyalarımla Muğla’ya bıraktırdım. Muğla’da ekipten tanıdığım birine bisikleti ve eşyalarımı bıraktım. Otogara gidip Bodrum’a giden ilk otobüse bindim. Geceyarısı Bodrum’daydım. Karşıma çıkan ilk boş otele girip yattım. Sabah arabamı tamirciden alıp eşyalarımı Muğla’dan toplayıp Sundance’e doğru yola çıktım. Yorgunluk derecemi tahmin edebiliyorsunuzdur umarım.