25 Haziran 2009 Perşembe

roma'nın incileri

Bu sabah elim aynı şişlikte uyandım ama bir yumuşama vardı: su yatağı yumuşaklığı. Herhalde iyileşmeye alamet. Bundan güç alıp Vatikan müzeleri, Sistern Şapeli ve Saint Peter Bazilikasına doğru yollandım. Roma’nın en önemli üçlüsü. Sistern Şapeli zaten hemen hemen tamamını Michelangelo’nun resimlediği bir şapel. Şapel, kilise ve bazilikalarda duvarlar ve tavan tamamen freskolarla kaplı genelde. Bizim dini mekanlarımızla inanılmaz bir tezat. Vatikan müzelerinde de aynı şekilde Raphael’in boyadığı odalar var. Hepsi çok etkileyici ama o kadar kalabalık ve o kadar fazla görülecek şey var ki insanın biraz aklı karışıyor. Uzun zamandır görmek istediğim heykellere boş boş bakarken buluyorum kendimi. Kesinlikle bir günde gezilecek müzeler değil bunlar. Bir de sergilenen eserlere mi bakayım yoksa mekanın mimarisine mi diye ekstra akıl karışıyor. Bazilika’nın en önemli özelliği kubbesini Michelangelo’nun yapmış olması ve gençlik döneminin en önemli heykellerinden birini barındırması: Pieta.
552 merdiven tırmanmayı gözünüz yerse kubbenin tepesine çıkıp içeri 120 metre yükseklikten bakıyorsunuz. Bir de dışarıdan bizim galata kulesi gibi, bütün şehir ayaklarınızın altında. İyi ki sigarayı bırakmışım.

Hiç yorum yok: