Mesela hostele ulaşmak için şu yandaki merdivenleri çıkmanız gerekiyor. Ama bu merdivenleri yürüyerek değil, motorsikletinizle çıkmanız bekleniyor sizden. Hem de gayet doğal olarak bekleniyor. Merdivenlerin sonunda o binalarda oturanların otoparkı var çünkü. Zaten merdivenleri çıkmayıp, kaldırıma mı bırakacaksınız motoru? Hah! Ertesi gün ya tamamı ya da en azından yepyeni canım lastikleri yerinde olmayacaktır. O merdivenleri her iniş çıkışım bir adrenalin patlamasıydı. Halbuki orda oturanlar, bir yandan sigaralarını yakarken bir yandan da iniyorlar o merdivenleri.
Yalnız, bu kadar kargaşanın arasında, bir otobüs durağı çıkıyor karşınıza, elektronik panosunda bir sonraki otobüsün kaç dakika sonra varacağı yazıyor. Ya da özürlüler için her tür kentsel imkan seferber edilmiş durumda. Aniden bir mahalleye dalıyorsunuz, birden cidden Avrupa’dasınız. O kadar trafiğin ortasında yaya geçidine giren yaya, mutlaka çarpılmadan karşıya geçiyor.
Çevresi çok güzel bir şehir. Vezüv dağı gibi bir dağı hemen hemen her yerinden görebiliyorsunuz. Ben Seattle’da Rainier dağına hayran kalmıştım, şehirden görülebiliyor diye, ama bu Vezüv, onun gibi nazlı değil, öyle hava puslu olmayacak da görüş mesafesi yüksek olacak da filan yok Vezüv’de. Aha orda duruyor. Gayet de tehditkar. Deniz kıyısında bir şehir. Onun da güzelliği var.
Kısaca zor ama güzel şehir. Aklımda kaldı doğrusu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder