Sicilya'ya doğru yola çıkmadan önce acı bir gerçeğin farkına vardım. planım Napoli'den gece yolculuğu yaparak giden bir feribotla Palermo'ya geçmek, dönüşte ise sadece 20 dakikalık bir feribot seyahatiyle çizmenin burnuna ulaşmak ve ordan topuğa, ordan baldıra, derken Ancona'ya varıp Türkiye'ye geri dönmekti. böylece güney İtalya'yı da gayet güzel görmüş olucaktım. şöyle bir haritaya bakayım dedim ve gördüklerime inanamadım. bir kere Sicilya bir ada ada olmasına ama beş milyon nüfuslu koca bir ada(ymış!), bunu yeni farkettim. şehirler arası mesafeler inanılmaz. 200 küsur kilometre her biri. adanın çevresini bir günde dolaşırım gibi bir kanıya sahiptim nedense. söz konusu değil. Bir hafta lazım. yani bu kadar mı cahil olunur gidilecek yer konusunda! hadi onu geçtim; çizmenin burnundan topuğa dolaşmak ve baldıra çıkmak da 1000 kilometre filan. benim toplam 5 günüm var bunların hepsi için! bir Oğlak'a hiç yakışmadı. böylece plan değişikliğine gittim. Sicilya'da 3 gün sadece kuzeyi ve kuzey doğusunu gezip Napoli'ye geri dönecektim ve 2 günde Ancona'ya ulaşacaktım. Böylece Sicilya maratonum başladı.
Sicilya’ya Palermo’dan girdim. Sabahın altıbuçuğuydu. Hiç durmadan direk Cefalu’ya devam ettim. Yolda çok kayboldum. Halbuki dümdüz ve deniz kenarından giden bir yol. Yanlışlıkla paralı yola girdim. Ödüm koptu yakala
nıcam diye. Bilet alıp yolun sonunda da gişelerde biletin parasını ödedim. Yakalanmadım. Bunun bana verdiği cesareti ilerleyen satırlarda göreceksiniz! Cefalu, bir deniz kıyısı kasabası. Deniz çok güzel. Akdeniz. Turkuaz ve lacivert. Su, soğuk. Tek dezavantaj Pazar günü olmasıydı.. epey kalabalık bir kumsaldaydım. O yüzden öğleden sonra kendimi dağlara vurdum. Castelbuono diye bir dağ köyüne gittim. Burada mühim bir lokanta var. Peyniri ve mantarı meşhur. Bi de menüde yaban domuzu var. Tabi ilgimi çekti. Lokantanın açılmasına 2 saat vardı. Meydanda bir şarap içip etrafı seyrettim. Bir İtalya klasiği olarak köyün bütün erkekleri, özellikle yaşlı ola
nları, meydanda öbekler oluşturmuş oturuyorlar. Barların masaları onlarla dolu ama hiçbiri bir şey içmiyor. İşletmeler neden kabul ediyor bu durumu bilmiyorum. Herhalde adet böyle. Bir yerde sucuk çeşitler
i denedim. Limonlu, mandalinalı, biberli sucuklar. İlginçti. Lokanta açıldı. Hemen girdim. Önce bir mantarlı çorba sipariş ettim. Çorbadan önce peynirlerinden ikram ettiler. Beyaz peynir-krem peynir gibi iki çeşit. Daha yumuşak olanı süzme yoğurtu da andırıyor. Tadları olağanüstü. Çorbadan sonra badem, fındık ve şamfıstığına bulanmış yaban domuzu (en üstteki resim). Mmmmm. Şahane.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder