20 Haziran 2010 Pazar

büyük nehirler büyük ovalar

16 mayıs
Sabah beşbuçuk kalkış. 6’da yoldaydım. Erkenden Akhisar’a ulaştım. Kötü bir kasabadan başka bir şey göremedim. Ama Saklı Vadi’yle Akhisar arası yol güzeldi.
Akhisar üçgen şeklinde kocaman bir ovanın, içinden Gediz nehrinin geçtiği bir ova, kuzey ucunda, yani kasabadan çıkar çıkmaz üzüm bağlarıyla kaplı bir ovaya giriliyor. Yol ovayı kuzeyden güneye, boydan boya geçiyor. O yolda ilerleyerek Marmara gölüne geldim. Artık acıkmıştım. Dün gece verdiğim sözler yalandı, zaten biliyordum. Yanımda iki köy yumurtası zulalıydı dün akşam yemeğinden beri. Gölün yola çok yakınlaştığı yerlerden birinde, yoldan çıkıp gölün kenarına indim. Yoldan kimse beni görmüyordu. Suda karabataklar tatlı tatlı takılıyordu. Kazdağları zeytinyağına köy yumurtalarımı kırdım. Yanında da güzel bir kahve.
Kuş gözlemcisi pozlarımı kahvenin bitmesiyle bıraktım. Yola devam, birazdan
Bintepe Tümülüsleri başlayacak. Ama yolda kendini ekolojik köy diye tanıtan
Tekelioğlu köyüne girmeye karar verdim. Yine bol zeytin ve üzüm arasından
göl manzarası. Tarlalarda hep İngilizce yazılar vardı. Sanki
İngiliz bir firma bu köyü tüm tarım arazisiyle satın almış ve
organik tarım yapıyor, ürünleri de İngiltere'ye satıyor.
Garip bir görüntüydü. Sahile iyice yaklaştığım bir yerde hiç tanımadığım bir kuş gördüm. Alaca balıkçılmış. Ayrıca akbalıkçık,
gri balıkçıl ve sakar meke gördüğümden eminim.
Bu işlerde yeniyim ama hevesliyim.

Yeniden anayola çıktığımda Tümülüsler başlamıştı. Bin taneydiler diyemiycem, ama ben onbeş tanesine kefilim. Oldukları kadarıyla da etkiliyiciydiler ama belki yoldan görünmeyenler vardır diye düşünerek yine yoldan çıkıp göl kenarına gittim. Yine güzel manzaralar, başka kuşlar ama tümülüs yoktu.





Salihli’ye girmeden Sart harabelerine giden kısa yoldan giderken Gediz nehrinin üstünden daracık bir köprüden geçtim.
Uzun çabalar sonucu Sart’ı bulduğumda saat açık hava müzesi dolaşmak için ideal bir saatti:13:00. Piştim sıcaktan ama yine de Gymnasium ve Artemis tapınağı gerçekten görmeye değer. Çıkışta çeşme başında serinlerken, kahvaltı bulaşıklarını yıkama, diş fırçalama, radyatörün suyunu kontrol etme gibi işlerle biraz oyalandım.











Bir sonraki hedef Güney Şelalesi.
Anayoldan ayrılıp güney köyüne vardım ilk önce. Köy, çok dik bir yamaca kurulmuş. Bina mimarisine bakmazsan kendini İtalya'da zannedebilirsin. Konumlama o derece benziyor ve tek benzerlik olarak kalıyor. Köyü geçip toprak yolda Menderes nehrine çıkana kadar ilerledim. Etraf baya bi ıssızlaştı, doğru yolda mıyım sorgulamaları başladı. Tam o anda da baraja ulaştım. Yol öyle bir yol ki, sanki baraj inşaatı sırasında açılmış ve bir daha hiç kullanılmamış. Yol beni barajın üstüne çıkardı. Artık kaybolduğumdan eminim ama köprünün karşısında bir adam gördüm ve yasak filan olabilir ama adama yol sormam lazım diyerek karşıya geçtim. Adam beni durdurup imzalamam için bir kağıt uzattı! Ben kağıdı gözucuyla okurken doğru yolda olup olmadığımı sordum. Doğru yoldaymışım. Kağıtta bu bölgede dolaşmak tehlikelidir, risklerin farkındayım gibi bir şey yazıyordu. İmzalayıp geçtim. Yine ssız bir toprak yol. ne şelaleymiş ya, sessizliğin ortasında, kuç uçmaz kervan geçmez bir yerde filan derken, yol bitti ve bir değnekçi beni durdurdu. Yolda hiç araba görmemiş olmama rağmen, bu şelalenin bir otoparkı vardı ve tıklım tıklım doluydu, gözlerime inanamadım. O anda o gününün piknik günü pazar olduğunu anladım. Şelaledeki manzara, tahminlerimin tam tersine oldukça hareketliydi. Voleybol oynayan kızlar, yemek yiyen piknikçiler, şelaleye girip çıkan gençler.. Ben de onlara katılıp alabalık yedim ve yola devam ettim. Büyük Menderes vadisi gerçekten çok verimli. Nehrin iki yakasında da nehir boyunca epey geniş bir düzlük alan var (biz buna ova diyoruz galiba) ve tarlalarla dolu. Çok miktarda zeytin fidanı ilgimi çekti. Daha sonra zeytinin bu aralar diğer ürünlere göre daha fazla para ettiği, çiftçinin genelde buğdayı veya sebzeleri bırakıp zeytine döndüğünü söylediler. Ne olursa olsun, belli ki İç Ege zengin bir bölge. Gezi belgesellerinde söylendiği gibi, "bir sonraki durağımız" Buldan. Buldan bezi hangisi tam anlamasam da üç kuruşa bol bol peştemal aldım. Bir de Buldan simidi yedim. Hava kararmak üzereyken Pamukkale'ye vardım. Bir pansiyona girdim. Odada küvetine kaplıca suyu doldurabiliyorsun. Aynen öyle yapıp yol yorgunluğunu attım ve güzel bir uyku çektim.

Hiç yorum yok: