17 mayıs
.JPG)
pamukkale'yi çocukluğumdan beri görmüyordum, ama her türk gibi kartpostal ve türkiye tanıtım posterlerinden o kadar çok görmüştüm ki hiç bir büyüsü kalmamıştı. yine de dibine kadar geldim, girmemek olmaz.. giriş 20TL, tabi ki müzekart alıyorum. önce hierapolis'i yürüyerek geçiyorum. pek ilginç bir şey yok. hava çok sıcak. biraz serinlemek için yol kenarındaki selviliğe dalıyorum; bölgenin bütün kuşları gibi.. selviler kuş kaynıyor, binbir çeşit ötüş, bir telaş bir acele. konanlar, uçanlar, kalkanlar, bakanlar..
pamukkale yüzde elli randımanla çalışıyor. yarısında su yok. arada bir kurutulmazlarsa travertenler renk değiştiriyormuş. bana sistematik bir işkence gibi göründü, taşların canı olsaydı tabi.
.JPG)
pamukkale'den hemen karşı tepeye, laodikeia'a geçtim. yol bulmada hiç güvenmediğim gps'im yine beni yanıltmadı sağolsun. kendimi tarlalar arasındaki toprak yollarda buldum. bir süre sonra yol bitti, gps'"tekrar hesaplıyor, tekrar hesaplıyor" diye yakınırken, sesini kısıp geri döndüm ve tahmin yöntemiyle yolumu buldum. laodikeia'da yoğun bir arkeolojik çalışma vardı. bölgedeki kazı bitmiş, çıkanları birleştirme aşamasına gelinmişti. bir sürü işçi ve iş makinası, özellikle vinç türü makineler çalışıyordu. bugüne kadar hiçbir antik şehirde görmediğim bir şeydi bu birleştirme işi. sütunlar, kapılar, duvarlar, tiyarolar, iki tane, baştan kuruluyordu.
.JPG)
denizli'den muğla yönüne sapınca hemen dağlar başlıyor. birkaç tane 1000 metre civarı geçit aşarak muğla'ya, ordan bodrum gümbet'e, zetaş kamping'e vardığımda daha hava kararmamıştı. ertesi gün başıma geleceklerden habersiz bir duble rakı ve beyaz peynirle mini-iç ege turumun sonunu kutladım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder